preloader
Edit

Hakkımda

1976 yılında İstanbul’ da doğdum. Büyükçekmece Lisesi’ ni bitirdikten sonra Trakya Üniversitesi’ nde tıp fakültesi eğitimimi tamamladım. 2009 yılında Tıpta Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı’ nda (YDUS) Türkiye 2. si olarak İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nde yan dal eğitimine başladım ve 2013 yılında mezun oldum. Mecburi hizmet görevinin ardından 2015 yılında Memorial Şişli Hastanesinde Onkoloji Merkezi’ni kurarak Tıbbi Onkoloji Uzmanı olarak göreve başladım. Halen Memorial Şişli Hastanesinde Onkoloji Merkezi Bölüm Başkanı olarak görevime devam etmekteyim.

İletişim Bilgileri

Haberler

Tarihten Günümüze Kanser Tedavisindeki Büyük İlerleme

 Tarihten Günümüze Kanser Tedavisindeki Büyük İlerleme

Kanser tek bir statik hastalık değil, karmaşık bir durumdur ve şimdiye kadar 250’den fazla kanser türü tespit edilmiştir.

Tümörler, yaklaşık 70 milyon yıl öncesinden dinozor kemiklerinde keşfedilse de kanserin ilk tanımı M.Ö. 3000’de Eski Mısır’da ortaya çıktı. İlgili tanımda kanser hastalığı için “tedavi yok” ifadesi yer alıyordu. 

Bilim adamları önceleri kanserin bulaşıcı olduğunu düşünürdü

Tarihler 1649’u gösterdiğinde Hollanda’da Zacutus Lusitani kanser hastalarının kanserin yayılacağı korkusuyla izole edilmesi gerektiğini öne sürmüştü. 

Günümüzde kanserinin bulaşıcı olmadığını biliyoruz; ancak bununla birlikte belirli virüsler, bakteriler ve parazitlerle kronik enfeksiyon, kansere yakalanma riskini artırabiliyor. 

18. yüzyılda kanser cerrahisi tanıtıldı

18. yüzyılda kanser tedavisinde erken cerrahi prosedürler anestezi olmadan yapılıyor, genellikle başarılı sonuçlar elde edilemiyordu. Ekim 1846’da William TG Morton, bir hastanın çenesinden bir tümörü ağrısız bir şekilde çıkararak eterin nasıl anestezik olarak kullanılabileceğini ilk kez gösterdi. Bundan önce cerrahi müdahalede bulunulan hastalar prosedürler sırasında dayanılmaz bir ağrı yaşadı.

1870’lerde İngiliz cerrah Campbell De Morgan, ‘kanser zehirinin’ primer tümörden lenf düğümleri yoluyla diğer bölgelere yayıldığı ve metastaza neden olduğu hipotezini formüle etti.

Marie Curie’nin 1898’de radyumu keşfetmesinin ardından, doktorlar radyoaktif elementin kanseri tedavi etmek için ilk kez 1903’te kullanıldığını bildirdiler. Radyoterapi günümüzde modern kanser tedavisinin temelini oluşturuyor.

Bir dereceye kadar kanserin tedavi edilemeyeceği inancı 21. yüzyıla kadar devam etti. Bu durum insanların hastalıktan duydukları korkuyu körüklemeye hizmet etti. Almanya’da Bilroth, Londra’da Handley ve Baltimore’da Halsted’in çalışmaları, tümörün bulunduğu bölgedeki lenf düğümleri ile birlikte tüm tümörü çıkarmak için tasarlanmış kanser operasyonlarını başlattı. 

Johns Hopkins Üniversitesi’nde cerrahi profesörü olan William Stewart Halsted, 19. yüzyılın son on yılında radikal mastektomiyi geliştirdi.

20. yüzyılın sonlarına doğru cerrahlar, kanser ameliyatları sırasında çıkarılan normal doku miktarını en aza indirgeme konusunda daha fazla teknik uzmanlık geliştirdi. Radikal mastektomiden lumpektomiye doğru eğilim gibi, çoğu vakada ampütasyona gerek kalmadan kol ve bacaklardaki kemik ve yumuşak doku tümörlerinin çıkarılmasında ve rektal kanserli hastaların çoğunda kolostomiden kaçınılmasında da ilerleme kaydedildi . Bu ilerleme sadece kanseri bir hastalık olarak daha iyi anlamaya ve daha iyi cerrahi aletlere değil, aynı zamanda cerrahiyi kemoterapi ve / veya radyasyonla birleştirmeye de bağlıydı.

20. yüzyılın sonlarına kadar, kanser teşhisi genellikle karın (göbek) veya göğsü açmak için “keşif ameliyatı” gerektiriyordu, böylece cerrah kanser için test edilecek doku örnekleri alabiliyordu. 1970’lerden başlayarak, ultrason (sonografi), bilgisayarlı tomografi (CT taramaları), manyetik rezonans görüntüleme (MRI taramaları) ve pozitron emisyon tomografisi (PET taramaları) gibi görüntüleme testlerindeki gelişmeler birçok keşif operasyonunun yerini almıştır.

Günümüzde doktorlar fiberoptik teknolojiye sahip aletler ve minyatür video kameralar kullanıyor. Cerrahlar ciltte küçük kesiklere yerleştirilen dar tüpler aracılığıyla özel cerrahi aletler kullanarak ameliyat yapabiliyor. Birçok yaygın kanser türünde tümörlerin küçük kesilerden çıkarıldığı minimal invaziv laparoskopik cerrahi ile tedavi imkanı sağlanabiliyor. 

Kanser tedavisi için onaylanan ilk kemoterapi ilacı

Kanserde kemoterapi için kullanılan ilk onaylanmış ilaç, başlangıçta İkinci Dünya Savaşı sırasında bir kimyasal savaş ajanı olarak kullanıldı. İleri evre kan kanseri olan kişiler için dikkate değer sonuçlar gösteren klinik denemelerin ardından, nitrojen mustard (hardal gazı) 1949’da ABD düzenleyicileri tarafından onaylandı.

Azot hardalı keşfinden kısa bir süre sonra Boston’dan Sidney Farber, vitamin folik asit ile ilgili bir bileşik olan aminopterinin akut lösemili çocuklarda remisyon ürettiğini gösterdi . Aminopterin, DNA replikasyonu için gerekli olan kritik bir kimyasal reaksiyonu bloke etti. Bu ilaç, günümüzde yaygın olarak kullanılan bir kanser tedavi ilacı olan metotreksatın öncülüydü. O zamandan beri, diğer araştırmacılar hücre büyümesi ve replikasyonundaki farklı fonksiyonları bloke eden ilaçlar keşfettiler. Kanserle tedavide kemoterapi çağı bu şekilde başlamış oldu.

1950’ler – 1960’lar: Sigara içmek kanserle bağlantılıdır

ABD Genel Cerrahı ve Birleşik Krallık Kraliyet Hekimler Koleji, 1950’lerde ve 1960’larda sigara ile kanser, özellikle de akciğer kanseri arasındaki bağlantıyı gösteren raporlar yayınladılar. Tütün kontrolü ve sigarayı bırakma kampanyaları, akciğer kanserli insan sayısının artmasını azaltmak için öncelik haline geldi. 

1960’lar-Kanser kontrolü ile bağlantılı hormonlar

1966’da, prostat kanserinin hormonal tedavisinin uygulanabilir olduğunu gösteren araştırması için Nobel Ödülü Charles Huggins’e verildi. Bu öncü çalışma, hem prostat hem de meme kanseri için tedavilerin geliştirilmesine yol açtı.

Anjiyogenezin keşfi

Tarihler 1971’i gösterdiğinde Judah Folkman, ilk olarak, tümör büyümesi ve yayılmasında anjiyogenezin rolünü gösterdi; bu önemli keşif, birçok yaygın ilerlemiş kanser formuna sahip birçok hasta için görünümü önemli ölçüde değiştiren anjiyogenez inhibitörlerinin geliştirilmesine yol açtı.

1975’te monoklonal antikorların arkasındaki ilkenin keşfi

Georges Kohler ve Cesar Milstein, şu anda kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir tür biyolojik terapi olan monoklonal antikorların üretimi ilkesine ilişkin deneylerini özetleyen bir makale yayınladılar.

Bilgisayarlı tomografinin geliştirilmesi

Bilgisayarlı Tomografi veya BT taraması, ilk olarak 1970’lerde araştırmacıların beyin tümörü şüphesi olan bir kadın üzerinde kullanıldı. 

İmmünoterapi ve kanser

Biyolojik tedavinin en heyecan verici uygulamalarından biri, antijenler adı verilen belirli tümör hedeflerini tanımlamak ve bu hedeflere bir antikoru hedeflemekten gelmiştir. Bu yöntem ilk olarak tümörleri bulmak ve kanseri teşhis etmek için bir süre sonra kanser hücrelerini yok etmek için kullanıldı. 

Rekombinant DNA teknolojisi kullanılarak yapılan iyileştirmeler, bu tedavilerin etkililiğini artırmış ve yan etkilerini azaltmıştır. İlk terapötik monoklonal antikorlar, rituximab (Rituxan) ve trastuzumab (Herceptin), lenfoma ve meme kanserini tedavi etmek için 1990’ların sonlarında onaylandı. Monoklonal antikorlar artık belirli kanserleri tedavi etmek için rutin olarak kullanılmaktadır.

Ayrıca 2010 yılında FDA, metastatik hormona dirençli prostat kanseri (yayılan ve artık hormon tedavisine yanıt vermeyen prostat kanseri) için bir kanser aşısı olan sipuleucel-T’yi (Provenge) onayladı . Provenge, hastalığı önlemek için verilen koruyucu bir aşının aksine, bağışıklık sisteminin vücuttaki kanser hücrelerine saldırma yeteneğini artırdı. Bu durum tedavinin, prostat kanseri olan bazı erkeklerin hastalığı iyileştirmese de daha uzun yaşamasına yardımcı olduğu gösterilmiştir. 

İnsan genomunun kodu çözüldü

2003 yılında insan genomunun kodu yayınlandı. Bu büyük atılım, spesifik kanserlerde genetik kusurların tanımlanması da dahil olmak üzere kapsamlı genetik araştırmaların yolunu açtı. Araştırmacılar 2009 yılında en yaygın iki kanser türünün (deri ve akciğer) tüm genetik kodunun kilidini açtı.

İlk kanser tedavisi aşısı onaylandı

Metastatik prostat kanserinin tedavisinde kullanılan ilk kanser tedavi aşısı, 2010 yılında ABD düzenleyicileri tarafından onaylandı. İnsan papilloma virüsü (servikal ve boğaz) ve hepatit B virüsünün (karaciğer) neden olduğu kanseri önlemek için aşılar da kullanım için onaylandı.

Günümüzde kanser tedavisindeki birçok gelişmeyle birlikte kanseri erken tespit etmek, bir hastanın hayatta kalma şansını önemli ölçüde artırırken ne yazık ki geri kalmış ülkelerdeki kanserlerin yaklaşık yüzde 80’i halen ileri evrede tespit ediliyor. Bu durum da palyasyonu (palyatif tedavi) mevcut tek tedavi seçeneği haline getiriyor. 

Sonuç olarak kanser tedavilerindeki ilerlemelere rağmen, tıbbi yeniliklere ve kaliteli sağlık hizmetlerine evrensel erişim küresel bir zorluk olmaya devam ediyor.

Bugün kanser biyolojisine dair anlayışımız, bağışıklık sistemimizi kanser hücrelerine saldırmaya teşvik ederek ya da bağışıklık sistemi bileşenlerini insan yapımı proteinlerle güçlendirerek, kendi bağışıklık sistemimizi çalıştıran ilaçların geliştirilmesine yol açtı. 

Bilim adamları, gelecekte kanser ve bağışıklık sistemi arasındaki doğru dengeyi yeniden kurarak bir ‘tedaviye’ ulaşılabileceğine inanıyor.